Bağımlı ilişkiler
Öyle ilişkiler vardır ki; görünüşte devamlılık özünde de bağımlılık ön plana çıkar. Bu tür ilişki tarzlarının en tipik örnekleri evli çiftler arasında görülür. Bu tarz bir ilişki yaşayan çiftler, tüm yaşamları boyunca birbirlerini eleştirerek, birbirleriyle didişerek ve kıyasıya rekabet ederek ölünceye kadar birlikte yaşarlar. Bu ilişkiden zevk alırlar mı, onu bilemem. Ancak akıllarından zaman zaman ayrılık fikri geçse de bir türlü bu konuda bir adım atamazlar ya da adım atmak istemezler.
Bazı patron-yönetici ilişkileri de yukarıda bahsettiğim tarzda bağımlılık üzerinde gelişir. Bu tür bir ilişki yaşayan bir arkadaşınızla ne zaman bir dost sohbetinde karşılaşsanız laf dönüp dolaşır, patronuna gelir. Patronunun ne kadar kontrolcü olduğunu, nasıl yetkiyi elinde tutup son kararı verdiğini, her konunun en ince ayrıntısına girip büyük resmi nasıl kaçırdığını size uzun uzun anlatılır. Şikayetleri bununla da bitmez. Yerine getirilmeyen taahhütler, yetersiz çalışma koşulları bu dertleşme sohbetlerinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Sohbetin sonlarına doğru, patronu ile nasıl mücadele ettiğinin inceliklerini size en gizli formüller şeklinde büyük bir gururla sunar.
Bir başka gün de arkaşınızın patronu ile karşılaşırsınız. Onun cephesinden de durum pek farklı değildir. “Bir sor bin ah işit” misali.
Zaten, profesyonel yöneticilerinden memnun patronlara pek rastlanmaz. Patronlara göre çoğu profesyonel yönetici; sorumluluk almaktan çekinir, hesabını kitabını bilmez, müsrifce harcamalar yapar, işi büyütme noktasında yetersiz kalır. Anlaşılacağı üzere patronlar tarafında da şikayetlerin ucu bucağı yoktur. Her patron yöneticilerini yönetmek için kendine has yöntemler geliştirmiştir. Aranızda kalmak şartıyla büyük bir gururla yöntemlerini size aktarır.
İnsanın her iki tarafı da dinlerken adeta içi daralır, bayılmasına ramak kalır. Nasıl oluyor da bu kadar yıl birlikte çalışmayı başarmışlar diye düşünürsünüz ve elinizde olmadan konuya dahil olursunuz. Duruma yönelik birkaç ek tespit yapıp “karşılıklı kabullenmenin” yararlarından bahsederek, barış ortamı yaratmaya çabalarına katkı sağlamaya çalışırsınız. Ancak bu iyi niyetiniz, çoğu kez ters teper ve aksine ortamı daha da alevlendirir. Arkadaşınızın ağzı köpürür çok daha şiddetli bir şekilde öfkesini kusmaya başlar. Artık dayanamazsınız, sabrınız taşmıştır ve ağzınızdan baklayı kaçırırsınız: “O zaman, ayrıl be kardeşim.”
Bu cümle arkadaşınızda şok etkisi yaratır. Karşınızdaki “bay şikayetçi” bir anda kaybolur, onun yerini “patronun en kuvvetli savunucusu” alır. Avukat rolüne soyunan arkadaşınız patronuna methiyeler düzmeye başlar. Ondan daha iyi bir patron bulmanın ne kadar zor olduğunu size uzun uzun anlatır.
O kritik cümleyi sarf etmenizden dolayı arkadaşınız oldukça rahatsız olmuştur. Artık sizi bir düşman gibi görmeye başlar. Siz de neye uğradığınıza şaşırmış bir şekilde, içinizden söylene söylene oradan uzaklaşmanın en kısa yolunu aramaya başlarsınız…
Tıpkı, kavga eden iki kişiyi ayırmaya çalışan “yoldan geçen o masumane kişi”nin en çok yumruğu yemesi gibi…
Hüseyin Adanalı