Ramazan Hikâyesi:KÜRT KIZI JANET

 

Ramazan Hikâyesi:

               

KÜRT KIZI JANET 

                                         

Irak’ta rastgeldiğim Kürt kızlarının yarıdan fazlası sarı saçlı ve açık renk gözlü idiler. Adı Cennet olanları da, bu sözcüğü JANET şeklinde telaffuz ediyorlardı. Nereden mi biliyorum? Anlatayım: Körfez savaşı yıllarında, tarihi bölgemiz, eski eyaletimiz olan Musul havalisinde bir iş gezisine çıkmıştım. Ne işe yaradığını bilmediğim birtakım kontrat kâğıtlarını yörenin ileri gelenlerine imzalatıyor, ellerinden, parası belki de asla ödenmeyecek, çeşitli mallarla ilgili siparişler alıyordum. O tarihlerde işim buydu benim. Maaşım, bulunduğum geçici görevi tarafıma tevdi etmiş olan kendi devletimce tıkır tıkır ödendiği için, çalışmalarımın verimliliği ile zerrece ilgilenmiyordum. Tek önemsediğim mesele, sabah erken kalkmak, giysilerime dikkat etmek, gecelediğim misafirhanede, kimseyle-zorunlu kalmadıkça-çene çalmamaktı. İş gezimin özü, ana dillerimden birisi olan Türkçeyi biçimsel anlamda gereksiz kılmıştı. Bu yüzden, çoğu kez, güzel ve meraklı Kürt kızlarına yol yahut adres sorarken, Fransızcayı yeğliyordum. İtiraf etmeliyim ki, çok defa, günümüzün dünya dili olan Anglo-Saxon lisanında manidar cevaplar da almıyor değildim. Bir keresinde, imam nikâhıyla evlenme teklif ettiğim orta yaşlı, fakat güzel, çevik ve bekâr Kürt kızı, bana, geç ikindilerde mahallenin arsasında ayak-topu oynayan hüzünlü çocuk tasvirleriyle dolu “Fiddler” başlıklı klasik İskoç şiirini okuduydu. Buna şaşırmış olmamı hala affedemediğimi itiraf eylememe lütfen izin veriniz. Kızcağız Beritan’dı çünkü ve Türkiye’nin güney doğusundan göçmüş, Hind-Avrupa kökenli bir hanımcağız olarak Brötan ve Britan’ larla dil ve ırk akrabasıydı. Teklifimi düşüneceğini söyleyince fazla üstelemedim, konaklayacağım ilginç bir Kürt yatılı okulu olan, Kerkük Kalfa Enstitüsü’ nün yolunu tuttum. Okul bahçesinde güz akşamlarının hayali ateşleri yanıyor ve havası rutubet kokan verandada bazı cinler keman eşliğinde eğlenceli şarkılar söylüyorlardı. İşte yöre Kürtlerinin ve iyi huylu cinlerin neşeli şarkısı:

                  

                   BİZİ KİM BİZİMLE?

        

Bizim karşılaşmamız lazım, fakat ve heyhat

         Kış geldi deniz dondu, dondu sazım, bizi kim bizimle buluşturacak?

         Çünkü biz, burada olan bizi biliriz ancak

         Şu an yalnızca burada değiliz

         Ama başka yerlerde olan bizleri nasıl bilebiliriz?

         Birçok yerde olduğumuz belli

         Ne var ki bulunduğumuz diğer yerlerden kalmamış bir iz

         İzbe yerlerdeyiz, gözükmüyor saydam deniz

         Denizin içinde ne var?

         Bilinmiyor, çünkü ufku doldurmuş aha şu arkadaki eşyalar

         Kürt metropolü Babil, ey mağrur ve kalabalık Babil

         Biz ne çokmuşuz yahu, sayımız belli değil

         Üstelik ne çok eşyamız var, denizimizi görünmez kıldı arkasındaki                                                                                                            tablo

         Yarsam suları gözükür mü yasaklı sular? Buhar ve bahar neyse ne                                                                                                             babo,

         Cam ve su gözükmüyorlar

         Yine gözden kaybolur suya dönüşünce kardan höyük

         Yani kar eridi, eridi karlar; karın altından demin çıktık yürüdük

         Her şeye rağmen göremedik biz bizi                                                 

         Geçmiş baharlar silmiş olmalı buzdaki izimizi

         Bir mevsim önce gelsek kendimizle buluşurduk;

         Şu ana dek boş yere arandık durduk.

 

Esasen ben o akşam iyi cinlerin ve de yardımsever Iraklı Kürtlerin birlikte söyledikleri şarkıların tümünü hatırlıyorum. Fakat düşünce ve inanç özgürlüğü olamayan bu ülkede-Türkiye’de- bunların hepsini yazmak-despotlardan korkmasam da-içimden gelmiyor.    

Konu ile ilgili videolar:

Yorum Ekleyin

Yorum eklemek icin buradan giris yapmalisiniz.


Besucherstatistik
  • RSS Articles
  • RSS Comments